Rehberlik ÇOCUĞUNUZU NASIL MOTİVE EDEBİLİRSİNİZ?

ÇOCUĞUNUZU NASIL MOTİVE EDEBİLİRSİNİZ?

01 May 2026

“Tam çalışmaya başlayacağım, annem /babam ‘Çalışmaya daha başlamadın mı?’ diye sorunca, sinirleniyorum, çalışma isteğim kalmıyor.”

“Sürekli evdekilerin ‘Ders Çalış’ ‘Test çöz.’ demeleri canımı sıkıyor, ne zaman boş görseler “Çalış” diyorlar.

“Annem o kadar çok söyleniyor ki bıktım artık!”

“Aldığım notları hiç takdir etmiyorlar. Bu da moralimi bozuyor.”

Bu sözlerin hepsi farklı öğrencilerden farklı zamanlarda duyduğumuz sözler. Zaman zaman çocukların üzerlerine düşen görevleri yerine getirmekte zorlandıklarını, çalışmalarını doğru biçimde yapmadıklarını bizler de fark ediyoruz ve anne babaların çaresiz kalarak bu söylemlerde bulunduklarını tahmin edebiliyoruz. Ancak sürekli aynı sözlerin tekrarlanmasının çocuklar üzerinde pek bir etkisi olmuyor ve zamanla bu söylemlerde sınırı aşan velilerle de karşılaşabiliyoruz.

Bir görüşmede öğrencinin velisine “Çocuğunuz onu ne zaman ders dışı aktivitede görseniz “Test çöz.” dediğinizi ve bu durumun onu çok rahatsız ettiğini söyledi.” dediğimde, öğrencinin annesi bir itirafta bulundu: “Evet ben yeterli düzeyde çalışmadığını, öğretmenin verdiği çalışmaların az olduğunu düşünüyorum ve başka bir şey yaparken gördüğümde de ‘Test çöz!’ dediğimi biliyorum.” dedi.

İşte bu noktada şunu mutlaka hatırlamak gerekir; aynı sözleri, aynı nasihatleri duymaktan sıkılan çocuklar, bir süre sonra bağışıklık kazanıyorlar ve sizi duymuyorlar. Motivasyonu olumlu ya da olumsuz etkileyen bazı faktörler vardır. Bunlardan biri ailedir. Aile, farkında olarak ya da olmayarak, çocuğun motivasyon düzeyini etkiler. Çocuğun iyiliği adına yapılan bazı davranışlar ya da söylenen bazı sözler de onu olumsuz etkileyebilir; motivasyonunu düşürüp kaygı düzeyini yükseltebilir. Bu da onun kaygılı, mutsuz ve verimsiz bir hazırlık süreci geçirmesine neden olur.

Çocuğunuzu motive etmek için bazı önerilerde bulunmadan önce onun penceresinden dünyaya bakmanızı istiyoruz.

5.Sınıf itibariyle sınav sürecine bağlı olarak karne notlarının verilmesi süreci başlıyor. Bir anda çocuk, o sınav sürecine alışmakta, çok test çözmekte güçlük çekiyor. Çünkü geçmiş alışkanlıkları buna izin vermiyor. Eğer daha önceki yıllarda çalışma ve disiplin konusunda alışkanlıklar kazanmasına yardımcı olmamışsanız, beklentileriniz konusunda biraz daha gerçekçi olmanızda fayda olacaktır.

Günümüzde ailelerle, öğretmenlerle yapılan konuşmalarda genelde öğrencilerle ilgili memnuniyetsizliğimizi dile getirirken “biz eskiden” diye başlayan konuşmalar yaparız. Ancak şunu göz ardı etmemek gerekir ki artık “eskiden” yok “şimdi” var. Eskiden bu kadar ilgi çekici, çalışmaya engel olacak “çeldirici” ler yoktu. Şimdi ise çocukların ilgisini çeken öyle çok faktör var ki bunları göz ardı etmek mümkün değil. Ancak bir denge sağlama konusunda da pes etmemeliyiz.

 

Anne-Baba Olarak Neler Yapabilirsiniz?

❖ Motivasyonun sağlanmasında ilk şart, aile içinde "olumlu bir iletişim ortamı" kurulmasıdır. Olumlu bir iletişim ortamının olduğu ailelerde, aile üyeleri birbirini tanır (zayıf ve güçlü yönleriyle), olduğu gibi kabul eder,

❖ Çocuğunun motivasyonunu artırmak isteyen aileler, yapamadıklarının değil yapabildiklerinin üzerinde durmalıdır ki takdir edildiğini, desteklendiğini gören çocuk, o davranışı daha sık göstersin. Örneğin “Geçen gün kendi başına oturup ders çalışabilmen çok hoşuma gitti, seninle gurur duydum. Belki ilk başta zorlanırsın; ama hiç moralini bozma, bunun da üstesinden gelebilirsin." şeklinde bir ifade kullanmak, onun kendi başına çalışma davranışını sıklaştıracaktır.

❖ Kaygısı artan, başarıya olduğundan farklı anlamlar veren öğrenciler için bırakın sınavı, çalışma testi bile bir krizdir: Kendisini ispatlaması gereken, değerli olduğunu herkesin görmesi gereken ve mutlaka kazanılması gereken bir savaş. Bu da umutsuzluk duygusunu ortaya çıkaracaktır. Okulun ya da kursun "amaç" değil, amaçlara ulaşılmasını kolaylaştıracak bir "araç" olduğu anlatılmalıdır.

❖ Çocuğunuz ile ilişkilerinizi öncelikle hemen gözden geçirin? Nasıl bir anne-baba olduğunuzu sorgulayın. Kendinize karşı objektif olun. Bir insanı geliştiren en önemli şeylerden biri yapıcı ve objektif öz eleştiridir.

❖ Her şeyden önce çocuğunuza inanın ve güvenin. Bize güvenilmediğini düşündüğümüzde ve hissettiğimizde başarma gücümüz ve isteğimiz azalır. Onun da bu duyguları hissedeceğini ve güvenle besleneceğini unutmayın. “Sen bu kafa ile gidersen…”, “Zaten daha fazlasını da senden beklemezdim.” ifadeleri ile başlayan cümleler kurmayın.

❖ Anne babalar bazen de onu olumlu etkilemek düşüncesiyle "Ben sana güveniyorum, sen en iyi okullara layıksın, senin başaramaman gibi bir ihtimali düşünemiyorum bile." gibi ifadeler kullanırlar. Bu da çocuğa taşıyabileceğinden fazla yük yükler. Kendisinden ne kadar büyük beklentiler olduğunu gören çocuk, gerçekçi olmayan hedefler belirler ve bu hedefe ulaşmak için tüm gücüyle çabalar. Yükün ağırlığını hissettikçe öğrenmesi ve öğrendiklerini kullanması zorlaşır, çok çalışmasına rağmen beklediği karşılığı alamaz.

❖ Çalışmaya başlayamama gibi bir zaafı olan çocuğun çalışma için isteklendirilmesi, çalışmaya başlamak için uygun ortam hazırlanması ve ilk çalışma saatlerinde dikkatini dağıtacak etmenlerin ortadan kaldırılması gerekir. (televizyon sesi, gürültü vs.).

❖ Çocuğun evde sorumluluk almasını sağlayın. Ona verdiğiniz küçük sorumluluklar “kendisine güvenildiğini, önem verildiğini” anlatır. Sorumluluktan bahsetmişken hemen belirtmeliyiz ki ders çalışmak sadece ve sadece çocuğun sorumluluğudur. Aile bu sorumluluğu çocuğun yerine üstlenmemelidir. Aileye düşen, çocuğa istediği desteği sağlamaktır (uygun bir çalışma ortamı temin etmek, yaşadığı zorlukları aktardığında birlikte çözüm üretmeye çalışmak, eksik konularını tespit etmek ve bir şekilde bu konuda destek sağlamak...). Onu sıkboğaz etmeden onun okul notlarını takip edin.

❖ Çocuğunuzu ilgi ve yeteneklerinin dışındaki alanlara zorlamayın. Unutmayınız ki bir elma ağacından erik elde edemezsiniz. Bunu yapmak için elma ağacını zorladığınızda, onun önce sahip olduğu elmanın kalitesinden çok daha düşük kalitede elmalar üretmeye başladığını göreceksiniz. Bu nedenle çocuğunuzun ilgi alanlarını ve kişilik özelliklerini iyi değerlendirerek hareket edin, her bireyin farklı kişilik özelliklerine sahip olduğunu, kimsenin birbirine benzemediğini unutmayın.

❖ Çalışmalarının ve/veya sınavlarının sonuçlarını yorumlarken de "Bak kaç tane yanlışın var?" veya "Bak yine yanlış yapmışsın, nasıl kapanacak bu açıklar?" demek yerine "Doğru yazımların/ cevapların geçen çalışmaya / sınava göre artmış, demek ki bir önceki çalışmalardaki / sınavdaki hatalarını düzeltmeye başlamışsın." şeklinde bir ifade kullanmak onun motivasyonunu artıracaktır.

❖ Çocuğunuzun hedef belirlemesi konusunda yardımcı olun. Sınavları için kendisine ulaşılabilir hedefler konulması, onu motive eder ve hedeflerine ulaştıklarında çalışmanın hazzını yaşarlar. Son sınavda 60 puan alan bir öğrencinin bir sonraki sınav için 65-70 puan almasını beklemek yerine, 85 puan hedefini koymak sağlıklı olmayacaktır.

❖ Çocuğunuzun çalışmalarını masa başında oturduğu zamana ve çözdüğü soru sayısına, okuduğu sayfa sayısına göre değerlendirmeyin. Burada nitelik çok büyük önem taşıyor. “Kaç soru çözdün?” her zaman doğru bir soru ve takip şekli değildir. Eksik konularını tamamlıyor mu, yoksa hep iyi bildiği konular üzerinde mi duruyor. Cevaplarını bulamadığı soruların üzerinde zaman harcadı mı, ertesi gün öğretmenlerinden bunları öğrendi mi gibi ayrıntılara dikkat edin.

❖ Başkaları ile onu kıyaslamayın. Onun farklı bir insan olduğunu, tek olduğunu ve her insanda olduğu gibi onun da olumlu ve olumsuz özellikleri olabileceğini aklınızdan çıkarmayın. Bu farklılıkların dünyayı güzelleştirdiğini ve değiştirdiğini unutmayın.

❖ Ona başarı hikâyeleri bulun ve okutun. Günlük gazetelerde, dergilerde bile onu harekete geçirebilecek düzinelerce küçük başarı hikâyeleri vardır. Motive edici filmler izletin. Sıra dışı birileri onu harekete geçirebilir.

❖ Çocuğunuz ile konuştuğunuz konular hep “okul, ders, notlar” olmasın. ”Dersler nasıl gidiyor?” “Kaç soru çözdün?” gibi soruları duymaktan çok sıkıldıklarını unutmayın. Bunların dışında özel, duygusal ve güncel konular da gündeminizde olsun. Çocuğunu gördüğü anda dersten bahsetmeye başlayan bir anne- baba ile çocuk bir araya gelmekten kaçacak, yalnız başına olmak isteyecek ve içine kapanacaktır.

❖ Evde kurallar mutlaka olmalı. Televizyon-bilgisayar / oyun / dinlenme saatleri herkes tarafından belirlenmeli ve buna uyulmalı. Uyku saati, yemek düzeni konularında dikkatli olun. Düzenli uyku, çocukların hayatında özel bir önem taşır. Sinir sisteminin dinlenmesiyle enerji toplama, uyumaya bağlıdır. Ancak belirli günlerde veya saatlerde özgürce istediğini yapmasına izin verin. Çok baskı altında olduğunu hissetmesin.

❖ Onunla “sen dili” ile konuşmayın. Sen dili iticidir ve olumsuz etkileri vardır. “ Zamanını boş şeylerle geçiriyorsun, artık söylemekten bıktım. ” yerine, “Zamanını daha verimli geçirmeni görmek beni çok mutlu eder. “şeklinde duygularınızı dile getirin.

❖ Çocuğun en önemli sorunu kendisi ile ilgili olarak geliştirmiş olduğu “olumsuz benlik tasarımıdır.’’ Yani çocuk kendisini olumsuz bir gözle değerlendirmektedir. Bu durum daha baştan kaybetmesine neden olmaktadır. Ona olumlu özellikleri olduğunu anlatın ve bunları görmesine yardımcı olun.

❖ Olaylara, hayata karşı olumlu olmaya çalışın. Çünkü olumlu düşünceler olumlu tutumlara neden olur bu da çocuğunuzun enerjisini artırarak başarı için çaba sarf etmesini sağlar. Gülen ve mutlu yüzlerle karşılaşmak, pozitif enerji onun hayata ve diğer olaylara bakışını değiştirecektir.

Kaynakça: Hasan Yılmaz’ın “Sevgili Anne Babacığım, Lütfen Bu Kitabı Okur musunuz?” kitabından, rehberlik sitelerinde yer alan çeşitli bültenlerden alıntılar yapılmıştır.

Ebru TEKİN

Psikolog /Aile Danışmanı